11-13. yüzyıllarda yapılan Haçlı seferleri sonunda
Batılı ülkeler, doğuda gördükleri çoğu şeyin yanı sıra,
kumaş renklendirme yöntemlerini de öğrenmiş
geliştirmişlerdi. Kumaş boyama teknikleri ilk kez
Venedikli Ventura Rozetti tarafından 1541’de
kitaplaştırılmış, 1689 yılında ise Almanya, Fransa ve
İngiltere’den edinilen bilgilerle basmacılık yapılmaya
başlanmıştır. Batı literatüründe; Almanca (Zeugdruck),
İngilizce (Block Printing), Fransızca (L’Estampage)
olarak adlandırılan kalıp baskı sistemi bizde
“Yazmacılık”olarak adlandırılmasını yine kendi
yapısından almaktadır. Kumaş üzerine elle veya tahta
kalıplarla basılarak desenlendirilen kumaşa da “Yazma”
denilmektedir.
Yazmacılık bizde bir halk sanatı olarak doğup gelişmiş,
en güzel örneklerini XVII., XIX. Yüzyıllar arasında
İstanbul yazmaları ile vermiştir. Önceleri Anadolu’da
gelişen bu sanatın ürünleri, toplumun vazgeçilmez
eşyaları arasında olup, özgün tasarım ve güzellikleri
ile saray eşyaları arasına da girmiştir.
Yazmacılık sanatı eskiden yalnız Tokat iline “Has”
olmuştur. Buranın gelirleri Valide sultana ait
olduğundan, başka yerde yazma yapılması yasaklanarak
gelirin akışı yönlendirilmek istenmiştir. 1817 yılında
bazı ustalar vergiden kurtulmak isteği ile Zile ve
Niksar’a gitmişler ve bir süre devam etmişlerse de 1821
yılında, bu gibi kaçak ustaların Tokat’a dönmeleri ve
açtıkları iş yerlerinin kapatılması sağlanmıştır.
Ahşap kalıp ile kumaş basmacılığı mavicilik mesleği
olarak İstanbul’da Samatya, Kumkapı, Kandilli, Üsküdar
semtlerinde yapılmışlardır. Evliya Çelebi
Seyahatnamesinde; İstanbul yazmacıları hakkında” Esnafı
nakkaşanı yağlıkcıyan” tabirini kullanmış ve “Bunlar
yumayun bezler üzerine siyah kalemkar ederler, 20
dükkan, 20 nefer olarak çalışırlardı”demektedir.
Gerek Anadolu, gerekse İstanbul’da yazma, Türk halkının
hayatı ile her yönden kaynaşmıştır. İşlevsel ve
dekoratif olarak; yemeni (baş örtüsü), yastık örtüsü,
yorgan yüzü, bohça, mendil, sedir örtüsü, kavuk örtüsü,
destimal, tılsımlı gömlek, seccade v.b ürünlerin
yapımında kullanılmıştır.
~ Yapılışı :
Ahşap kalıp ile kumaş basmacılığı mavicilik mesleği
olarak İstanbul’da Samatya, Kumkapı, Kandilli, Üsküdar
semtlerinde yapılmışlardır. Evliya Çelebi
Seyahatnamesinde; İstanbul yazmacıları hakkında” Esnafı
nakkaşanı yağlıkcıyan” tabirini kullanmış ve “Bunlar
yumayun bezler üzerine siyah kalemkar ederler, 20
dükkan, 20 nefer olarak çalışırlardı”demektedir.
Gerek Anadolu, gerekse İstanbul’da yazma, Türk halkının
hayatı ile her yönden kaynaşmıştır. İşlevsel ve
dekoratif olarak; yemeni (baş örtüsü), yastık örtüsü,
yorgan yüzü, bohça, mendil, sedir örtüsü, kavuk örtüsü,
destimal, tılsımlı gömlek, seccade v.b ürünlerin
yapımında kullanılmıştır.
Malzeme olarak keten, pamuklu, ipekli, en çok da tülbent
üzerine kalıp, kalem işi, kalıp-kalem ve boyama
teknikleri ile bezenen yazmaların desenlemelerinde;
orak, kandil, sütun, turna, güvercin, keklik, geyik,
horoz, karanfil, lale, sümbül, servi, güller yanında
manzara ve geometrik unsurlar da görülmektedir.
Yazma kalıpları; içi boş ve içi dolu olarak adlandırılan
iki farklı teknikle ahşap oymacılar tarafından
hazırlanır, modeller armut, ıhlamur ve dut ağacına
oyulurdu. Yazma adları ve kalıp adları çoğu zaman aynı
olur, çünkü ne çeşit kalıpla yapılmış ise yazmaya o ad
verilirdi. Kandilli göbeği, tırtıllı, Kandilli yıldızı
v.b. Kalem işi denilen yöntemde ise gerilmiş kumaş
üzerine desen ve motifler çizgisel olarak fırça ile
çizilir, sonra zemin ve motif renklendirmesi yine fırça
ile gerçekleştirilirdi.
Özellikle Boğaziçi’nin kıyı köyleri ve öncelikle
Kandilli’de yapılan yazmalar boyalarının parlaklığı,
malzemesinin dayanıklılığı ve desenlerinin güzelliği ile
bu sanatın en seçkin yapıtlarını vererek, bunlardan çok
miktarda da Balkan ülkelerine ihraç edildiği kaynaklarda
belirtilmektedir.
~ Kalıpları :
En güzel örneklerini XVI ve XVII. yüzyılda veren Tokat
yazmacılığı boyacılık, iplikçilik, bezcilik gibi yan kolları da
geliştiren önemli bir sanat Anadolu için... Bitkisel ya da hayvansal
boyalar kullanılarak yapılan boya, tezgâha serili kumaşa fon olur
önce... İş desene gelmeden, kalıplardan söz etmeli elbet: Oyması,
şekil vermesi nispeten kolay ıhlamur ağacından yapılma
kalıplardan... Desenlerin basılmasında kullanılan kalıpların birinde
desenin dış çizgileri, öbüründe içi çıkıntılıdır. Önce dışı sonra
içi boyanır desenin... Desen de meyvesi bol şehrin elması, üzümü,
kirası ve elbet çiçekleri... Bu kalıba dökülmüş çiçeklerle
meyvelerin kumaşın üzerine yerleştirilmesi de ayrı bir sanat elbet;
kompozisyonlar en az renk uyumu kadar önemli!.. Doğadan gelen desenler eğer kumaşta basıldıkları yüzeyi tümüyle
kaplıyorlarsa “içi dolu” ya da “dokuz dallı” diye adlanıyor. Bu
desende kırmızı veya kırmızı-mor yüzeyi tamamen dolduracak şekilde;
sarı, yeşil, siyah renklerle dokuz desen yerleştirilerek basılıyor.
Tokat Beşlisi, Tokat Üzümlüsü, Tokat Elmalısı (ki bu desende siyah
zemine kırmızı veya kırmızı-mor elma motifi basılıyor beze), Tokat
Kirazlısı, Yarım Elmalısı, Tokat İçi Boş (Kayseri kenar) ve Purket
(plaka) ile bitmiyor desenlerin listesi: Kaşık Sapı, Kaynana
Yumruğu, Asma Yaprağı gibi desenleri de var Tokat yazmasının...
Kalıptan sonra baskı hataları varsa, desenler fırçayla
rötuşlanarak düzeltiliyor. Hem çiçeğin sapı, beneği, tohumları için
de fırça kullanılıyor. Sonra... Sonrası şaplama, kaynatma, yıkama
gibi işlemler.... Ama Tokat’ın koyu kırmızısı, bordosu, patlıcan
moru, sarısının cereklerin* üzerinde rüzgârda dalgalandığı han
avlularındaki unutulmaz görüntülerden söz etmeyi unuttuk değil mi?..
Bu harikulade görüntü müydü Evliya Çelebi’ye övgü dolu cümleler
kurduran bilmiyoruz ama o da Tokat’ın yazmalarını övmeden geçmiyor:
“Beyaz pembe bezi, Diyar-ı Lahor’da yapılmaz. Güya altın gibi
mücelladır. Kalemkâr basma yüzü, münakkaş perdeleri gayet memduh
olur.” (Beyaz pembe bezi, Lahor diyarında yapılmaz. Sanki altın gibi
parlaktır. Tülbent basma yüzü, nakışlı örtüleri gayet övülmeye
değerdir.) Yüzyıllar sonrasına, 40 yıl öncesine kadar beş büyük handa
sürmüş Tokat yazmacılığı: Horozlu Hanı, Hacı Musaoğlu Hanı, Askerler
Hanı, Beypazarı Hanı, Gazioğlu Hanı... Yazmaların zeminindeki al
rengi sağlayan ve bitki köklerinden modern tekniklerle Almanya’da
yapılan alizarin boyası da üretilmiyor artık... Teknolojinin
gelişmesiyle serigrafi tekniği kulllanılmaya başlanmış. Bugün,
avlusunda kuyu olan, üstte sıra odalarında eski zamanlardaki gibi
üretim yapan hanlar yerine Tokat Sanayi Sitesi’nin yanındaki
Yazmacılar Sitesi’nde üretim yapılıyor.
Kimi yerde çit, yemeni, çevre, çember, deyirmi gibi adlarla bilinen
yazma, bir zamanlar kullananın yaşına sosyal durumuna göre
seçilirmiş; yaşlılar az çiçekli (içi boş), gençler açık renk ve çok
çiçekli (içi dolu), dullar kara yazma (kumaşı kara, motifleri dolu)
bağlarlarmış başlarına.. Yörükler elmalı yazmaları,
Diyarbakır ve Elazığ yöresindekiler menekşe moru yazmaları beğenir,
kullanırlarmış. C.E. Arseven, Sanat Ansiklopedisi’nde “Üstüne boya
ve fırça ile renkli bezemeler yapılmış bez ki, bunlardan bohça,
yemeni ve yorgan gibi şeyler yapılır” diye anlatıyor yazmayı...
Şimdi artık sanat akademilerinin çalışmalarına konu oluyor yazma;
bazen keten üzerine basılıp elbise, fular, etek, bluz da oluyor,
çeyiz sandıklarına yerleştirilip başka kıtalara turistik ürün olarak
da gönderiliyor.
Özgün renk ve özellikleri kayboluyor ama geleneği... O hâlâ yaşıyor!