|
Tokat,uygarlıkların merkezi
olan Anadolu' da, zengin doğal
kaynakları, jeostratejik konumu
nedeni ile, beyliklerin,
devletlerin ve imparatorlukların
yaşama ve fetih alanı olmuştur.
Orta karadeniz dağlarından
güneye, Anadolu'nun içlerine
doğru, değişik rakımlarda dizi
dizi yaylalar, ovalar, bağ ve
bahçeler içindeki akarsularıyla,
Dünyada benzeri az olan bu
cennet İlimiz, canlı ve zengin
tarihinin izlerini bugün de
yaşatmaktadır.
Tokat Merkez olmak üzere,
Zile'den Reşadiye'ye, Erbaa ve
Niksar'dan Artova'ya kadar, ilçe
ve köylere yayılmış sayısız
tarihi varlıklarımızın pek çoğu,
5000 yıldan bu yana istilalar,
savaşlar, depremler ve
tahribatlarla yok olmuş veya
yıkılmışlardır. Yer altında
kalanlar gün ışığına çıkarılmayı
beklerken, günümüze kadar oluşan
pek çok anıt eser de yeterince
korunamamaktadır. Büyük
Atatürk'ün "Misak-ı Milli"
diyerek, sınırlarını çizdiği
engin tarihi değerlerini
araştırmak, ortaya çıkarmak,
korumak, yeni kuşaklara ve tüm
dünyaya tanıtmak, kültürümüzün,
yurt sevgimizin bugünü ve
geleceği için milli
görevimizdir.
Büyük Hitit
İmparatorluğu batıdan gelen
Balkan kavimleri önünde dağılıp
güney doğuya göçerken, Balkan
asıllı Frig kavimleri, 500 yıl
sürecek uygarlıklarını Anadoluda
kurmaya başlarlar. Sonraları.
doğudan güçlü Pers, batıdan
Büyük İskender istilası
Anadoluyu baştan sona aşar. M.Ö.
4. yüzyıla geldiğimizde,
bölgenin eski halkı hatti'ler,
Hitit'ler, Hurri'ler Mitanni'ler,
Frig'ler zaman içinde yeni
kavimlerle kaynaşmış, terk
ettikleri kentler üzerine, Pers,
Helenistik ve Pontus kentleri
kurulmaya başlanmıştır. Tokat
ilindeki Kelkit, Yeşilırmak ve
Çekerek nehirleri boyunca kurulu
Hitit ve Frig yerleşim alanları,
M.Ö. 2500-400 arasında, yüksek
düzeyde sanat ve kültür yaşamına
sahip olmuştur.
M.Ö. 6. yüzyıl
ortalarından, 4. yüzyılın sonuna
kadar Pers egemenliğine giren
Anadolu'da Tokat ve çevresini
yöneten güçlü Satrapları M.Ö.
333 de Büyük İskender'in hızlı
ve hırslı istilası ile şaşkına
dönen mağrur Pers kralları
teslim olurken, Anadolu'da
helenistik çağ başlamaktadır.
300 yıl süren ve sanat
etkinliklerinin zirveye çıktığı
bu dönem daha sonra Roma'ya
miras kalacaktır.
M. Ö. 1. yüzyılda
küçük Asya fethine gireşen roma
imparatorları, batıdan
başlayarak, Anadolu'nun iki
önemli yerleşme bölgesi olan,
Kayseri Kapadokya'sı ile kuzeyde
Tokat'ın (COMANA) merkezi olduğu
Pontika Kapadokya'sını ele
geçirirler. Ancak yörede güçlü
bir devlet kuran Pontus kralları
MİTHRİDAT' lar Roma'ya şiddetle
direnmişlerdir. M.Ö. 47 de,
SEZAR orduları ile Zileye gelir.
5 aat süren savaş sonunda Pontus
kralı 2. PHARNAKES'i yener.
"Geldim, gördüm, yendim."
dediği, tarihe mal olan
sözcüklede Zile'deki başarısını
özetler. Tokat (COMANA), Niksar
( NEOCAESAREA), Sulusaray (SEBASTOPOLİS),
Zile(ZELA) M.S. 5. yüzyıla kadar
birer Roma eyalet şehri
olmuşlardır.
4. Yüzyıl sonunda Roma
imparatorluğu yıkılır. Doğuda
devam eden yeni Bizans
imparatorluğu, Roma devlet
düzenine sahip çıkar. Ancak genç
Roma kültür ve sanatını
hiristiyan dini ile yorumlar,
kendine özgü, yepyeni bir
uygarlığı tüm Anadoluya yayar.
1000 yıl gibi uzun süren Bizans
egemenliği, hristiyanlığı
Anadolu'da himaye etmiş,
kurumlaştırmıştır. Tokat ve
Niksar Pontika Kapadokyası'nın
piskoposluk merkezleri olmuştur.
1071 yılına
geldiğimizde, 600 yıldır devam
eden Bizans gücünün, Selçuk ve
Danışment Türkleri karşısında
gerilemeye başladığını
görüyoruz.
11. yüzyıldan 14.
yüzyıl sonuna kadar geçen 300
yıl, Anadolu'da, birçok devletin
kaderini belirleyen, karmaşık ve
amansız mücadelelerle doludur.
Tarihçiler için en bol
kaynağında bu devirde
yaratıldığını görüyoruz.
12. yüzyılda, Bizans
imparatorluğu giderek güçlenen
Türk-İslam devletleri karşısında
çökmeye başlamıştır. Selçuklular
doğu ve orta Anadolu'yu,
Danişment'ler merkezi Sivas ve
Niksar olan kuzey anadolu'nun iç
bölgelerini ele geçirirlerken,
kutsal topraklara ulaşmak
isteyen Haçlı orduları, dört bir
yandan Anadolu'ya çıkarlar.
Bizans, Selçuk, Danişment, Haçlı
çatışmaları derken, arkasından
Moğol akınları silindir gibi
gelerek, Anadolu'ya girerler.
Yöremiz dost ve düşmanın
karıştığı tam bir savaş ve güç
arenasına döner. Bu arada,
Anadolu'da kurulu pek çok küçük
hiristiyan krallık ve beylikleri
de büyüklerin ayakları altında
ölüm-kalım mücadelesi
vermektedirler.
13. yüzyıl sonuna
kadar sürüp giden ve hareketli
dönemde, aynı gün el değiştiren
kentler, yıkılıp yıkılmış, sabah
cami olan yer akşam kilise
ertesi sabah tekrar camiye
dönüştürülmüştür. Ayaklanmalar,
kanlı hanedan ve taht kavgaları,
ihanet ve servet çatışmaları ile
Anadolu'da yer yerinden
oynamıştır.
Bu dönemin en önemli
uygarlığı şüphesiz Selçuk
Türklerinin Anadolu'da yarattığı
hamanist kültür, sanat,
bayındırlık, mimarlık ve
bilimsel çalışmalardır. Tokat
yöresinde hemen yüzyüze
geldiğimiz, özü güzellik ve
sabır olan bu uygarlık,
mücadelerle geçen 2. yüzyıl gibi
kısa zamanda Anadolu'nun her
yanına yayılabilmiştir.
13. Yüzyıl, Acımasız
Moğol Hanları yüzbinlerce
Anadolu insanını kılıçtan
geçirmektedirler.
İslam-Hiristiyan herkesin can
derdine düştüğü bu yıllarda,
yıkılmaya başlayan Selçuklu
hanedanını kurtarma çareleri
arayan "MUİNEDDİN PERVANE'nin
Moğollarla anlaşması, Tokat'tan
devleti 15 yıl akıl almaz
entrikalarla yönetmesi, Sultan
RÜKNEDDİN KILIÇARSLAN'ı boğdurup
yerine GIYASETTİN KEYHÜSREV'i
geçirmesi, mecalsiz Selçuklu
devletinin çöküşü, İlhanlı Hanı
OLCAYTON'un doğu Anadolu'yu
işgali, İran Moğollarının,
ERTANA beylerinin Tokat ve
yöresindeki hakimiyeti, KADI
BURHANETTİN dönemi,
dirayetsizlik, huzursuzluk ve
isyanlar. En önemlisi devletin
güçlü zamanından sin
hristiyanlar tekrar kent, kale
ve köylere dönmektedirler. Ahali
sahipsiz, şaşkın ve korkulu...
Burada Evliya Çelebi'den
aldığımız ve Tokat ile ilgili
HACI BEKTAŞ VELİ'nin kehanetini
verelim.
12. yüzyılda Horasandan
gelip Söğut'te Ertuğrul ve Osman
Bey'e giderken Tokat kalesinin
kafirler tarafından yeniden zapt
olduğunu görür ve sümbüllü
denilen bağda oturarak "İnşallah
yakında yıldırım gibi bir er
çıkıp Tokat'ı fetheder" diye
kehanette bulunur. Sümbül
bağında bir halifesini seccade
sahibi ederek bırakır. O zat
hala "SÜMBÜLLÜ BABA " adıyla
meşhur bir kutup olup orada
gömülüdür.
Hacı Bektaş Veli'nin
kehaneti 175 yıl sonra doğru
çıkar. 1392 de YILDIRIM BEYAZIT
Tokat'ı tüm çevresi ile Osmanlı
birliğine dahil eder. Yükselme
devrinde Selçukluların bıraktığı
yerden başlayan Osmanlılar
Tokat'ı önemli bir ticaret ve
kültür merkezi haline
getirirler. Günümüzde de
kullanılan pek çok tarihi anıt,
üç asır süren bu yükselme
yıllarında yapılmıştır. Sayısız
saray, han, mederese ve
zaviyenin yer aldığı Tokat'ta
başta MOLLA LÜTFİ, İBN-İ KEMAL,
MOLLA HÜSREV gibi alimler olmak
üzere pek çok devlet adamı,
sanatçı, bilim adamı, tarihçi,
bektaşi ve mevlevi alimleri bu
çağlarda yetişmiş, Osmanlı
İmparatorluğunun yükselmesinde
ve birliğinde önemli katkıları
olmuştur.
17. Yüzyılın bitimi ile
beraber gerileyen imparatorluk
döneminde Tokat olumsuz
etkilenmiş, gelişme ve
canlılığını yitirmiştir.
20. Yüzyıl başlarında
Birinci Dünya Savaşının acı
günlerini yaşayan Tokat 1920
Sevr anlaşması ile parçalanmış
Anadolu'dan arta kalan bir avuç
Türk bölgesi içinde kalmıştır.
.jpg)
Tokat Wikipedia Tokat Tarihi
Ayrıntılı Bilgiler
Tokat,uygarlıkların
merkezi olan Anadolu' da, zengin
doğal kaynakları, jeostratejik
konumu nedeni ile, beyliklerin,
devletlerin ve imparatorlukların
yaşama ve fetih alanı olmuştur.
Antik dönemde "Komana" adını
taşıyan ilde bilinen ilk
yerleşge
Hititler dönemine
aittir. Kalkolitik ve ilk tunç
çağlarının ardından kurulan eski
Hitit krallığı ve daha sonraki
Büyük Hitit İmparatorluğu
dönemine ait yerleşim alanları
Tokat'ın sulak vadilerine,
bereketli ovalarına
serpilmiştir. Görülmeye değer en
önemli merkezlerden biri Zile
İlçesinin Yalınyazı yakınındaki
Masat Höyük'tür. Büyük Hitit
İmparatorluğu'na bağlı
federasyonlarda bir beye ait
bir sarayda ve bu sarayın
yamaçlarında, kentin bulunduğu
höyükte arkeolojik kazılar
yapılmış, çivi yazılı tabletler,
tunç ve demir çağlara ait
çeşitli seramik eşyalar
bulunmuştur. Yüksek düzeyde
Hitit kültür ve sanatı yaşanan
diğer önemli merkezler; Erbaa
ilçesinde Horoztepe, J.G.C
Anderson'un "Verisa" ve
J.Garstang'ın "Zıppalanga"
dediği kutsal Hitit kenti Aktepe
(Bolus) Höyüğü, Zile Kalesi'nin
bulunduğu "Anzilia" Höyüğü ile
höyük ve kale höyük gibi diğer
yerleşim alanları bulunmaktadır.
Buralarda arkeolojik kazılar
yapılmış, kalkolitik döneme ait
eserler bulunmuştur.
Ege göç kavimleriyle Batı
Anadolu'yu istila eden Frigler
Tokat yöresindeki Çekerek,
Tozanlı, Kelkit Çayı boylarında
kurulu Hitit kentlerini işgal
etmişlerdir. M.Ö. 8 ve 7. yy da
yüksek düzeyde bir uygarlık
kurmuşlardır. Maşat Höyük'te
Frigya
dönemine ait yapılar ve çeşitli
eşyalar bulunmuştur.
Karadeniz'den gelen Kimmer
akınına dayanamayan Frig
kavimlerinin yıkılmasıyla M.Ö.
6. yy'da önce Med, daha sonra da
Pers egemenliğine giren Tokat,
büyük Kapadokya Satraplığının
(Pers Eyalet Valiliği) içinde
kaldı.
Persler, Komana'daki
MA toplantısına karşı kendi
Zerdüşt dinlerini yaymak için
Zile'ye dört sütunlu bir Andidis
ateş tapınağı ve kırsal
alanlarda pek çok ateşgedeler
inşa ettiler. Tokat'ın ekonomik
ve stratejik önemini gözeten
Persler, başkentleri
Persopolis'ten Ege'de Lidya
Krallığının başkenti Şart
merkezine kadar uzanan Kral
Yolu'nu Tokat'tan geçirdiler.
M.Ö. 334 ve 332 de
Büyük
İskender'in hızlı ve
hırslı seferi ile Anadolu'daki
Pers egemenliği son bulmuş,
Helenistik çağ
başlamıştır. Bu dönem
başlangıcında Pers ve
Makedonyalı soyluların
egemenlik çatışmaları sürüp
gitmiş, sonunda Pers kökenli
Mithritat önderliğinde Pontus
Devleti kurulmuştur. Giderek
güçlenen Pontus Kralları Niksar,
Turhal ve Zile'de Gazafilaklia
denen güçlü kaleler, Komana ve
Erbaa'da da tapınak, saray ve
villalar yapmışlardır. Karadeniz
kıyılarında güçlenen, zamanla
Anadolu'nun büyük bir bölümünü
egemenlik içine alan
Pontuslar, Anadolu'yu
istila eden Roma ordularına
karşı uzun yıllar süren amansız
direniş sürdürmüşlerse de M.Ö.
l. yy da
Roma
İmparatorluğuna yenik
düşmüşlerdir.
Pontus'un güçlü direnişim kırmak
için Roma, en güçlü
generallerini Küçük Asya'ya
gönderir. Amiral Triarius, Sulla,
V.Flaccus, Lucullus ve Pompeius
büyük mücadeleler verirler.
Nihayet M.Ö. 47 de
Julius
Caesar
Zile,
Tokat'ye gelir ve
Roma "ya başkaldıran Pontus
asıllı Basforos kralı 2.
Pharnake'nin orduları ile
Altıağaç mevkiinde
karşılaşırlar. Her şey beş saat
içerisinde olup bitmiş, uzaktan
gelerek çok büyük zafer kazanan
Sezar "Veni, vidi, vici"
(Geldim, gördüm, yendim) diyerek
Roma'ya bildirmiştir.400 yıl
süren Roma egemenliği sırasında
Tokat ve yöresinde ticaret,
bayındırlık ve ulaşım gelişmiş,
kentler imar edilmiş, Komana,
Niksar, Zile ve Sulusaray'ın
önemi artmıştır. Tokat
Müzesi'nde Roma dönemine ait
birçok eser bulunmaktadır.
Niksar'ın Leylek Pınar, Ayvaz,
Harmancık, Çanakçı deresi ile
Kaleiçi'nde, Zile'nin ören
yerlerinde ve Sulusaray
ilçesinde Roma dönemine ait
birçok kalıntı bulunmuştur.
Roma döneminde imparatorluk 395
'te Doğu ve Batı olarak
bölündüğünde Tokat ,Doğu Bizans
sınırları içinde kaldı. Bu
dönemdeki en önemli gelişme,
Hristiyan-Bizans uygarlığının
Anadolu'da yayılması, yeni bir
kültür ve sanat başlatmış
olmasıdır. Ma ve Anaitis gibi
tapınakları olan Komana kenti
giderek önemini yitirdi.
Hristiyan halk Turhal
yakınlarındaki Dazimnodis ve
Tokat Kalesi'nin bulunduğu
Evdoksia'ya göç ettiler. 6-7-8.
yy Sasani ve Arap devletleri
Bizans'ın en önemli doğu sorunu
oldu. Tokat ve yöresi zaman
zaman İstanbul'un fethine
girişen Arap akıncılarının eline
geçti. 10 ve 11. yy'da Türkmen
ve göç gazaları ile başlayan
Türk-Bizans teması Sultan
Alp
Arslan'ın 1071
Malazgirt Savaşı'ndan
sonra Bizans'ın geri
çekilmesine dönüştü.
Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve
Gümüştekin Ahmet Gazi'nin
orduları Anadolu'nun büyük
bölümünü ele geçirerek bağımsız
beylikler kurdular.
Büyük Selçuklu İmparatoru Sultan
Melik Şah'ın komutanlarından
Gümüştekin Ahmet Gazi, 1071
Malazgirt Savaşından sonra
orduları ile Anadolu'ya geldi.
Önce Sivas'ı ve 1095 yılında da
Niksar'ı başkent yaptı. Daha
sonra Tokat, Zile, Turhal,
Zonusa'yı birliğine kattı.
Anadolu Selçuklu Devleti'nden
ayrı, bağımsız bir devlet kuran
Danişmendoğulları
daha sonra Kayseri ve Malatya'yı
da alarak güçlendiler. Güneye
inerek Antakya Bohemont
Prensliğine, Akdeniz'de de
Klikya krallığına son verdiler.
Anadolu'nun Türkleşmesinde
önemli başarılan olan Melik
Ahmet Gazi, Trabzon-Rum Krallığı
'na, Haçlı ordularına karşı
mücadele vermiş, kardeş Türk
devleti olan Anadolu
Selçukluları ile de zaman zaman
çatışmalara girmiştir.Danişmend
eserlerinin çoğu Niksar ve
Tokat'ta bulunmaktadır.
Danişmend oğullarının Tokat
yöresindeki egemenliği Selçuklu
Sultanı 2. Kılıçarslan'a kadar
sürmüştür.
12. yy ortalarına kadar süren
Selçuklu, Danişmend çekişmesine
son veren 2.Kılçarslan tüm
Danişmend birliğini kendine
katar ve 1186 yılında Türklerin
feodal devlet anlayışına uyarak
ülkesini 11 oğlu arasında
paylaştırır. Tokat, oğullarından
Rüknettin Süleyman'a düşer.
Ancak kardeşler arası
uyuşmazlıkların tehlikeli
boyutlara ulaştığını gören
Süleyman Şah, yeniden devlet
bütünlüğünü sağlar. Anadolu
Selçuklu devletinin en önemli ve
güçlü zamanı Tokat'ta 6 yıl
emirlik yapan
Alaettin Keykubat'ın
dönemidir. 1220 yılında tahta
çıkan Alaettin Keykubat ülke
sınırlarını genişletir. Kentleri
imar eder, huzur ve güveni
sağlar. 1236 yılında Kayseri'de
yediği av etinden zehirlenip
ölen Alaatin Keykubat'ın yerine
oğlu 1.
Gıyasettin Keyhüsrev
tahta geçer. Genç sultanın
dirayetsizliği, emirlerle
uyuşamama nedeni ile göç
kafileleri ve nihayet önü
güçlükle alman Babai
ayaklanmaları devleti
zayıflatmış ve Moğolların ülkeye
girmesini önleyememiştir. 1243
Kösedağ Savaşı devletin kötü
kaderini belirlemiş ve ülke
Moğol baskısı altında kalmıştır.
Bu olumsuz gelişmeleri durdurmak
için Selçuklu sultanlarıyla
Moğol hanları arasında kilit
adam olan Pervane Muinettin
Süleyman, birliği sağlamak
yerine, kişisel ihtirasları ile
olayları daha da çıkmaza sokmuş,
nihayet 13. yy sonlarında
Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlı
Moğollarının egemenliği altına
girmiştir. Pervane Süleyman
iktidarında olan Tokat'ta, bugün
Gökmedrese diye anılan çinileri
ile ünlü Pervane Külliyesi inşa
edilmiştir.
Cengiz İmparatorluğu
parçalandıktan sonra 1256
yılında kurulan
İlhanlı Devleti Türk
ve İran kültürü altındaydı.
Anadolu Selçuklu devletine son
veren ve yarım yüzyıla yakın
Orta ve Doğu Anadolu'ya egemen
olan İlhanlılar bölgedeki siyasi
ve ekonomik üstünlüklerinin yanı
sıra Tokat, Zile ve Niksar'da
eserler bırakmışlardır.
İlhanlı Devleti'nin son
yıllarında Anadolu valisi
Timurtaş, Mısır'a kaçmış ve
yerine yakını Ertana (Eratna)
Beyini bırakmıştı. Bir süre
sonra 1340 yılında Emir Ertana
bölgede bağımsız bir hükümdarlık
kurdu. Tokat'ı egemenlik alanı
içinde alan ve halkın "Köse
Peygamber" diye sevdiği Emir
Ertana 1352 yılında ölünce,
emirlerin kavgaları ve
ayaklanmaları yönetimi
zayıflattı. Parçalanmaya
başlayan Ertana ülkesi Tokat ve
Niksar yörelerinde
Tacettinoğulları, Hacı Kutluşah
ve diğer beylerin egemenlik
çatışmaları ile çökmeye başladı.
Nihayet 2. Ertana hükümdarı
Alaattin Ali, kendi döneminde bu
huzursuzlukları önlemeye çalışan
devlet adamıydı. Kadı
Burhanettin büyük mücadeleler
sonunda yönetime karşı
bağımsızlığını ilan etti. Bu
büyük beyliği Sivas'tan
yönetmeye başlayan Kadı
Burhanettin, kendisine bağımlı
olmak istemeyen Tokat, Niksar,
Zile ve Turhal emirleri ile
şiddetli çatışmalara girdi,
Tokat'ı sık sık kuşattı ise de
başarılı olamadı. Aynı zamanda
şair olan Kadı Burhanettin,
Osmanlı hükümdarı Yıldırım
Beyazıt ile savaştı. 1398'de de
Akkoyunlu hükümdarı ile girdiği
savaşta öldürüldü. Kadı
Burhanettin ile emirler arasında
bitmez tükenmez çatışmalardan
usanan Tokal halkı, Osmanlı
Sultanı Yıldırım Bcyazıt'a
başvurarak illerinin Osmanlı
birliğine katılmasını istediler.
OSMANLI İMPARATORLUĞU
DÖNEMİ
1392 yılında Osmanlı Beyliği'ne
katılan Tokat'ın adı Dârü'n Nasr
olarak değiştirilmiştir. Bundan
kısa bir süre sonra Anadolu'ya
giren Timur orduları Tokat
kalesini kuşatmış, ancak elde
edemeyince kentte büyük tahribat
yapmıştır. Fetret Devri
dediğimiz dönemde Şehzade Çelebi
Mehmet'in Amasya ve Tokat
yörelerinde ayaklanmaları
bastırması, Osmanlı Devleti'nde
yeniden dirlik ve düzenlik
sağlanması ile Tokat 5 yüzyıl
süren Osmanlı birliği içinde
kalmıştır.
Timur,
Şah İsmail kuşatmaları, uzun
Hasan, Şah İsmail, Karayazıcı,
Celali ve diğer ayaklanmaların
yakıp yıktığı Tokat, su
taşkınları ve yer
sarsıntılarının yaptığı hasara
rağmen önemini ve gelişimini
yitirmemiştir. Başta
dokumacılık, yazmacılık,
bakırcılık ve dericilik olmak
üzere sanayi ve ticaret
gelişmiş, 14 büyük han, birçok
camii ve medresenin yanı sıra
saraylar, hamamlar, köprüler ve
çeşmeler yapılmıştır. Yabancı
seyyahların ve Evliya Celebi'nin
güzellik ve nimetlerini
anlatmakla bitiremedikleri Tokat
1617 yılında Valide Sultanlara
Voyvodalık olmuş, ünlü Osmanlı
sultanlarının gelip gördüğü
orduları ile konakladığı siyasi,
kültürel ve ekonomik bir merkez
olmuştur. Tokat, Sivas
Beylerbeyliği'nin sancak merkezi
olarak, Osmanlı İmparatorluğu
'nda önde gelen kentlerden biri
olmuştur. Gerileme devrinde
kervan yollarından uzak kalan ve
bir iç kent haline gelen
Tokat,'Avrupa'da gelişen sanayi
ve teknoloji ile savaşlardan
olumsuz etkilenmiş, giderek
bölgeler arası ticaret merkezi
olma özelliğini kaybetmiştir.
1863'te nahiye, 1878'de
Mutasarrıflık. 1920'de müstakil
Liva olan Tokat, Cumhuriyet'in
ilanına kadar kendi kabuğuna
çekilmiştir.
MİLLİ
MÜCADELE'DE TOKAT
Bilindiği gibi 19. yüzyılın
ikinci yarısında sanayinin
gelişmesi, sömürgecilik ve
diplomatik ilişkilerin
hızlanmasına neden oldu. Bu
durum ise aynı zamanda büyük
devletler arasında siyasi
rekabet, ekonomik çıkar
çatışmaları ve anlaşmazlıkları
meydana getirdi. Avrupa
devletleri, Osmanlı Devleti'ne
"Hasta Adam" gözüyle bakıyor ve
onu sömürülecek bir devlet; Türk
Milleti'ni de idare edilmeye
muhtaç bir millet olarak
görüyordu.
Osmanlı Devleti'ne gelince;
Birinci Dünya Savaşından
önce 1911 yılında girdiği
Trablusgarb Savaşı'nda
son Afrika topraklarını
İtaya'ya kaptırmış, 1912-1913
yıllarındaki
Balkan
Savaşları'nda aldığı
mağlubiyetle de Rumeli'deki
nüfuzunu kaybetmiştir.
Çanakkale Savaşına
rağmen I. Dünya Savaşı'ndan da
yenik ayrılan Osmanlı Devleti,
Mondros Mütarekesi
gibi haysiyet kırıcı bir
antlaşmayı imzalamak
mecburiyetinde
bırakılmıştır.Türk Milleti'ne
esaret zinciri vurmaya yönelik
mütarekenin imzalanmasıyla
Osmanlı Devleti artık resmen
değilse bile, fiilen yıkılmış
sayılmakta idi.Ancak, bütün bu
olumsuzluklara rağmen, millet
egemenliğine dayalı yeni bir
Türk Devleti kurma fikri ile
yola çıkan
Mustafa Kemal Atatürk,
Türk Milleti'nin kurtuluşu
yönünde hiç bir zaman
ümitsizliğe kapılmadı. O, Türk
Milleti'nin vatanı,
bağımsızlığı, bayrağı, namusu...
gibi kutsal saydığı değerleri
korumada her türlü fedakârlıktan
kaçınmayacağını çok iyi
biliyordu.
Türk Milleti'ne olan güvenini
her fırsatta ifade eden Mustafa
Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919
günü Samsun'a çıkarak
Kurtuluş Savaşı
yolunda ilk adımı atmış oldu.
Samsun'da başlayan bu yolculuk
Kavak, Havza, Amasya ve Tokat
istikametinde devam edecektir.
Tokat, Birinci Dünya Savaşı
sonlarında Sivas vilayetine
bağlı bir sancak merkezi
durumunda idi. Bu tarihlerde
nüfusu yüz bini aşan Tokat
Sancağı'nda, Türkler çoğunlukta,
Rum ve Ermeniler ise azınlık
durumunda idi. Zile, Reşadiye,
Niksar ve Erbaa Tokat'a bağlı
kazalardı.
Mondros Mütarekesi'nin
imzalandığı günlerde ve hemen
sonrasında Anadolu'da baş
gösteren sıkıntı, şüphesiz Tokat
Sancağı halkını da üzmüş ve
gelecek hakkında endişeye
düşürmüştür. Bilhassa, Tokat'ta
azınlık durumunda olan Rumların,
merkezi Samsun olmak üzere
Tokat'ı da içine alan bölgede
Pontus Devleti kurmak
istemeleri, Tokat halkının
tedirginliğini daha da
artırmakta idi. Bu durum
karşısında Tokat'ta yaşayan
Müslümanlar tedbir amacı ile 25
Şubat 1919 tarihinde "Karadeniz
Türkleri Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti" Tokat şubesini
kurdular. Bu şubenin bir ay
sonra da merkezi İstanbul'da
olan "Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti'ne" bağlandığı
bilinmektedir.15 Mayıs 1919'da
Yunanlıların İzmir'i işgal
etmeleri Tokat halkı tarafından
tepkiyle karşılanır. Tokat ve
kazalarında Redd-i İlhak
Cemiyetleri kuruldu. Yunan
işgalini protesto etmek amacıyla
da 20 Haziran 1919 günü
Niksar'da miting yapıldı. Niksar
halkı nümayiş (miting) sonunda
alınan kararları "Redd-i İlhak
Cemiyeti Reisi Mahir" imzasıyla
itilaf Devletleri temsilcileri
ile A.B.D. Cumhurbaşkanı
Wilson'a gönderir. Bu kararlarda
"Biz Türk olan her vatan
parçasının Türk kalmasını
istiyoruz. Siz de buna söz
vermiş idiniz. Şimdi ise
sözünüzde durmadığınızı
görüyoruz. Anadolu'ya uzatılacak
bir tecavüz bizi öldürmek için
uzatılan bir adımdır. İnsaniyet
ve adalet namına suikastten
vazgeçiniz." denilmektedir.
Bu arada, 1. Dünya Savaşı'ndan
dönen ihtiyat Zabitleri Tokat'ta
"İhtiyat Zabitleri Teavün
Cemiyeti" adı altında bir
cemiyet kurdular. Bu cemiyeti
kuranlar hem kendi aralarında
yardımlaşmayı sağlamak hem de
memleket davalarıyla ilgilenmek
amacıyla ortaya çıkmışlardır.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin
çalışmalarını yeterli görmeyen
ihtiyat Zabitleri: "Memleketin
derin yaralarını saracak
vatanperver adamları
göremiyoruz. Kuvvetli bir heyet
yoktur ki, Tokat'ı bu hususta
tanıtabilsin. Kendilerini
idareden aciz adamlar, bu
tehlikeli zamanlarda Tokat
halkım nasıl yönetecekler?"
diyerek Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
İdari Hey eti'ne gençlerin de
alınmasını istemişlerdi. Sonunda
istekleri yerine getirilerek
gençlerin de Müdafa-i Hukuk
Cemiyeti'ne girmeleri
sağlanmıştır. Bu durum
Tokat'taki mücadele azmine daha
da güç kazandırmıştır.
9. Ordu Müfettişi olarak
Anadolu'ya gönderilen Mustafa
Kemal Paşa, 26/27 Haziran 1919
gecesini Tokat'ta geçirdi ve
ertesi sabah Sivas'a hareket
etti. Mustafa Kemal Tokat'a
geldiğinde Belediye binasında
şehrin ileri gelenleriyle bir
toplantı yaparak memleketin
durumu hakkında genel bilgi
verdikten sonra Milli
Mücadele'nin kaçınılmaz olduğu
konusunda Tokatlıları ikna etti.
Tabii bu arada Mustafa Kemal
Paşa'nın bazı engellerle
karşılaştığımı belirtmek
gerekir. Mesela, Sivas'a
hareketi sırasında Sivas Valisi
Reşit Paşa, Mustafa Kemal'i
tevkif etmesi için özel olarak
görevlendirilir. Ancak Mustafa
Kemal Paşa, tedbirliliği ve ince
zekâsı sayesinde bu engelleri
aşmayı başarmıştır.
23 Temmuz 1919'da toplanan
Erzurum Kongresi'nde vatanın
bütünlüğü ve milletin istiklâli
ile ilgili kararların alındığı
bilinmektedir. Bu kongreye
Tokat'tan Rıfat (Hamamcıoğlu)
Bey ile Sabri Efendi (Emekli
Askeri Kâtip) katılmışlardır.
Rıfat Bey, kongrede yaptığı
konuşmada davalarının "Hak ve
istiklal" davası olduğunu
belirtmiştir.
Sivas
Kongresi'ne Tokat'tan
temsilci katılmamasına rağmen,
Erzurum Kongresi'nde Temsil
Heyeti üyeliğine seçilen Bekir
Sami Bey'in Tokatlı olmasından
dolayı Tokat'ın Sivas
Kongresi'nde temsil edilmiş
olduğunu söyleyebiliriz.
Sivas Kongresi sona erdikten
hemen sonra Temsil Heyeti, Damat
Ferid Paşa hükümetini istifaya
zorlamak amacıyla İstanbul ile
haberleşmeyi kesme kararı aldı.
Alınan bu karara Tokat da aynen
uymuştur. 12 Ocak 1920'de açılan
son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde
Tokat, Ahmet ve Şevki Beyler ile
Ömer Fevzi Efendi tarafından
temsil edilmiştir.
İstanbul'un İngilizler
tarafından işgal edilmesi ve
İngilizlerin Meclis-i Mebusan'ı
basarak bazı Mebusları
tutuklayıp sürgüne göndermeleri,
diğer illerde olduğu gibi
Tokat'ta da nefretle karşılandı.
Türk Milleti'ne yapılan bu
haksızlıkları protesto etmek
için Tokat ve kazalarında
mitingler tertip edildi. Ayrıca,
bu vahim olayı kınamak amacıyla
itilaf Devletleri mümessillerine
telgraflar çekildi.
İstanbul'un işgali ve Mebuslar
Meclisi'nin dağıtılmasından
sonra artık İstanbul'un dışında
yeni bir hükümet kurma fikri
iyice kuvvet kazanmaya başladı.
Nihayet, 23 Nisan 1920'de
Ankara'da açılan TBMM İstanbul'u
tanımadığını ilan etmek
suretiyle Türk Milleti'nin
kurtarılması görevini üzerine
almış oldu. Açılan bu yeni
mecliste Tokat'ı temsil eden
milletvekilleri ise; Rıfat
(Hamamcıoğlu) Bey, Hamdi
(Mütevellioğlu) Bey, Mustafa
Vasfi (Süsoy) Bey, Nazım (Eski
Harput Valisi) Bey ve İzzet
(Gençağaoğlu) Bey'dir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
açılması kararını tepkiyle
karşılayan İstanbul Hükümeti,
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah
Efendi'ye 11 Nisan 1920'de bir
fetva verdirerek bu yolla
Kuva-yı Milliye ruhunu yok
etmeye çalıştı. Anadolu'nun her
tarafına duyurulan bu fetva bazı
bölgelerde etkisini göstererek
isyanların çıkmasına sebep oldu.
Nitekim, 14 Mayıs 1920 günü
Postacı Nazım adında biri,
Sivas'ın Yıldızeli kazasına
bağlı Kaman köyünde isyan etti.
Bu isyana karşı tedbir
maksadıyla Tokat'ta 50 kişilik
Kuva-yı Milliye kuruldu. Ayrıca
Köprübaşı, Niksar Yolu, Çay,
Beybağı ve Erenler
mahallelerinde dışarıdan
gelebilecek bir tehlikeye karşı
kuvvet bulunduruldu. Bu arada
Niksar ve nahiyelerinden de
yardım sağlandı.
9 Mayıs 1920'de Postacı Nazım
Yenihan Kaymakamlığı'na
gönderdiği mektupta: "Kavak'ta
verilen söze itimadan milletçe
muhafaza sükuna karar
verilmişken, 50 kişilik bir
müfrezenin sevk edilmesinden
arada itimat kalmadı.
İsteklerimize tahriri cevap
alamaz isek muhafaza sükunu
mevcut kuvvetimizle ihlâl
edeceğiz" diyordu. Bu isyanın
bastırılması için Mustafa Kemal,
Zile'de bulunan 3. Kolordu
Komutanı Sefahattin Bey'i
görevlendirdi. Merkezi
Amasya'da bulunan 5. Kafkas
tümeni Komutanı Yarbay Cemil
Cahit (Toydemir) 3. Kolordu'dan
aldığı emir üzerine bir tabur
askeri Zile yoluyla Artova'ya,
bir başka taburu da Tokat'tan
Yıldızeli'ne gönderdi. Ancak,
gönderilen bu birlikler asiler
karşısında başırılı olamadılar.
Bu durumdan iyice cesaret alan
asiler Zile'yi işgal ettiler.
Tümen komutanı Yarbay Cemil
Cahit, Yıldızeli'nde bulunan
askeri birliğin de desteği ile
Zile'ye girdi ve burayı işgalden
kurtardı. Suçlular ve asiler
yakalanarak ağır şekilde
cezalandırıldı. Postacı Nazım,
Samsun bölgesinde yakalanarak
Amasya'ya getirildi ve idam
edildi.
Tokat bölgesinde, TBMM
kuvvetlerim uğraştıran bir başka
isyan ise Aynacıoğlu Hasan
tarafından çıkarılan isyandır.
Aynacıoğlu çetesi, Akdağ Mağdeni
doğusunda bulunan Ayvalıközü'nde
Binbaşı Çolak İbrahim Bey
kumandasında 2. Kuvva-i Seyyare
tarafından dağıtılmasına rağmen
Aynacıoğlu Hasan, Hükümet
kuvvetlerini bir süre
uğraştırdı. Nihayet 1921'de Batı
Anadolu'da Yunanlılarla savaşmak
şartı ile teslim oldu.
Bu olayların dışında Tokat ve
kazalarında başka çete olayları
da görülmektedir. Bunlar
arasında Molla Veli (Artova'nın
Çıkrık Köyü), Kürt Bekir (Kazova'nın
Munamah Köyü), Koca Molla (Olukalan
Köyü), Deli Şükrü (Şıhlar Köyü),
Ali Çavuş (Fadlı Köyü), İzzet
(Erbaa Beldağı Köyü) çeteleri
başta gelmektedir. Bu çetelerden
bazılarının Tokat'ta Rum
isyanını bastırmasında hükümete
yardımcı oldukları da inkâr
edilemez.
Anadolu'da Kuva-i Milliye
hareketini engellemek ve tamamen
ortadan kaldırmak amacıyla
İstanbul Hükümeti 'nin
kışkırtmaları sonucunda çıkan
isyanlardan başka bunlardan daha
tehlikeli bir durumda olan Rum
çeteleri hemen sonra tedhiş
hareketlerine başladılar.
Karadeniz bölgesinde başlayan
Pontusçuluk hareketi. Fener Rum
Patrikanesi tarafından
kışkırtılıyor ve Yunan
hükümetince de destekleniyordu.
Merzifon Amerikan Koleji'nde
okuyan Rum öğrencileri 1904
yılında gizli Pontus Cemiyeti'ni
kurdular. 1908'de de çalışmasını
genişleten Pontus Cemiyeti,
"Müdafaa-i Meşruta" ve "Mukaddes
Anadolu Rum Cemiyeti" gibi
cemiyetler tarafından
destekleniyordu. Bunlardan
Müdaiaa-i Meşruta Cemiyeti'nin
bir şubesi de Tokat'ta açıldı.
Mondros Mütarekesi'nden sonra
iyice azıtan Rumlar, bilhassa
Tokat'ın Erbaa, Niksar ve
Reşadiye kazalarında faaliyette
bulunuyorlardı. Rum çetelerinin
bu bölgelerde köyleri
bastıkları, ırza geçtikleri,
Müslümanları öldürdükleri,
evleri yakıp malları gasp
ettikleri bilinmektedir.
TBMM hükümeti, 1921'de Rum
çetelerine karşı giriştiği
mücadelede büyük ölçüde
başarılı oldu. Tokat
temsilcilerinden Rıfat Bey, 18
Mayıs 1922 günü meclise verdiği
önerge ile Dahiliye Vekilinden
Pontusçuluk hakkında açıklama
yapmasını istedi. Karadeniz'deki
Rumların büyük bir kısmı
memleketin başka bölgelerine
gönderilmek sureti ile
Pontusçuluk hareketi önemli
ölçüde çözüme kavuştu. Böylece
Tokat'ta etnik bütünlük
sağlanmış oldu. |